
sanıyorum bir ovada (ova kaldı mı hala?) iki ordu karşı karşıya geldiğinde, orta noktaya tepeden bir cazband inse, sallasalar yuvarlasalar, bir çığlık çiziktirseler kulaklara o savaş olmaz, herkes elinde belinde ne varsa bırakıverir oracığa, zırhlar iner, dans bile ederler azizim kertenkele. (hmm naif bir fikir mi? benden uzak olsun naiflik.) bunu düşündürdü bana bir "the soul jazz orchestra" konseri.
binbir yolu var sevişmenin;
insan sevişerek sevişir,
bazen dövüşerek sevişir,
bazen de müzikle/sesle sevişir.
şu insan yok mu, sevi varsa sevişir. insanlık neredeyse, sevi oradadır. ve insanlık mutlak surette bir saksafon tınısındadır. ve bazı müzikler birer özgürlük çığlığıdır. saz da caz da yürekle dinlenir anlaşılan. anadoludanmış, afrikadanmış manasızlaşır, ne mesafe ne sınır artık.
ve efendim, caz kahvaltıda gümüş tepside değildir. sokakta olabilir, yürekte, gecede, tüm coğrafyalarda, toprakta, gökte, içte, hiçte, her yerde olabilir. paralı da değildir caz.
nasıl bir dile hapsolmuşuz ki "caz yapmak" diye bir deyimimiz var? bunu diyen dil kimbilir daha neleri ıskalar? caz cut etme! hayır efendim, caz cuz ediniz. yanınızdakini öpüp bir tur döndürünüz kendi etrafında.
evet, hamfendiler beyfendiler caz yapınız, yaptırınız.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder